Geçen gün Cacabey Meydanı'ndaki çay ocağında oturuyordum. Yan masada birkaç yaşlı amca sohbet ediyordu. Söz döndü dolaştı, eski telefon rehberlerine geldi. İçlerinden biri, "Hani şu Altın Rehber vardı ya, kalıncacık, sarı sayfalı," dedi. Diğerleri başını salladı. Gözleri dalıp gitti. O an anladım ki, Kırşehir'de bir nostalji rüzgarı esiyor. 90'lar ve 2000'lerin başında her evin baş köşesinde duran o rehber, yıllar sonra bile özlemle anılıyor.
Şu eski telefon rehberlerini bilir misiniz? Hani şu sarı sayfalı, kalıncacık, saman kâğıdı gibi olanları... Dokununca hışırdayan, parmak uçlarında o kendine has tozlu hissi bırakan cinsten. İşte tam öyle bir rehberdi Altın Rehber. 90'lar ve 2000'lerin başında Kırşehir'de her evde bir tane bulunurdu.
O zamanlar telefonların bir kısmı hâlâ dönerliydi. Ortasında rakamların olduğu bir çevirgeç, üzerinde ahize... Parmağını deliğe sokup çevirirsin, o çevirdikçe geri gelirken çıkardığı tıkırtılı ses... Zzzzt, zzzzt, zzzzt diye. Her rakam ayrı bir tıklama, her tıklama ayrı bir heyecan. Hele bir de kilitlenebilir modelleri vardı, aklın alır mı? Anahtarla kilitlenirdi telefonun çevirmesi, kimse izinsiz konuşmasın diye. Evin büyüğü işe giderken telefonu kilitler, gelince açar, çocuklar da "Acaba bugün kimi arayacağız?" diye merakla beklerdi akşamı.
90'lı yıllarda tuşlu telefonlar yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlamıştı ama öyle herkes hemen alamadı ha! Tuşlu telefon demek, biraz daha modernlik, biraz daha lüks demekti. İlk zamanlarda tuşlu telefonlar daha çok kamu dairelerinde olurdu. Kaymakamlıkta, belediyede, PTT'de... Hani şu "Devlet dairesi işte, daha modern olacak" derler ya, onun gibi. Sonra yavaş yavaş evlere de girmeye başladı. Ama o dönerlilerin o ağır aksak ritmi, aslında hayatın da yavaş aktığını gösterirdi.
Akıllı telefonların, internetin ve sosyal medyanın her şeyi saniyeler içinde sunduğu bugünlerde, Kırşehir'de birçok kişi eski günleri hatırlayınca iç çekiyor. Altın Rehber'in sayfalarını karıştırırken çıkan o hışır hışır ses... İsimleri parmak ucuyla arama heyecanı... Yanlış sayfaya geçince tekrar başa dönmenin garip keyfi... Bunlar şimdiki neslin tanımadığı, ama Kırşehirlilerin hafızasında derin yer eden hatıralar.
Her evde bir tane bulunurdu bu rehberden. Genellikle telefonun yanında, belki küçük bir sehpanın üzerinde, belki de çekmecenin bir köşesinde dururdu. Üzerine çay bardağı konduğu için halkaları kalmış olanları bile vardı. Kimi zaman acil bir numara aranacağı zaman telaşla karıştırılır, kimi zaman da boş bir akşamüstü merakla göz gezdirilirdi sayfalara. Sayfaları çevirirken bazen yırtılırdı köşeleri, bazen de bir telefon numarasının yanına kurşun kalemle notlar düşülürdü: "Akşam ara", "Bakkal Hasan'a söyle", "Çocuklar okuldan dönünce haber ver" gibi.
Kırşehir'in eski esnafları, Altın Rehber'in sadece bir telefon listesi olmadığını söylüyor. Onlara göre rehber, şehir kültürünün küçük bir aynasıydı. Şehrin tamircisi, marangozu, kasabı, terzisi... Hepsi o sayfalarda yan yana durur, aynı mahallede yaşayan insanların birbirine ne kadar yakın olduğunu gösterirdi. Belki o rehberde, "Demirci Mehmet Usta" yazıyordu bir köşede. Belki "Hacı Bekir Lokantası"nın numarası, belki de "Kırşehir Lisesi". İnsanlar birbirini aramak için önce bu rehberi karıştırır, sonra çevirirdi numaraları.
Bir esnaf, eski günleri anlatırken, "Biz o rehberde sadece numaramızı değil, kendimizi bulurduk." diyor ve ekliyor: "Şimdi her şey hızlı ama hiçbiri o sarı sayfaların sıcaklığı gibi değil."
O zamanlar telefon rehberi sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir tür şehir haritasıydı aslında. Kim nerede oturur, hangi esnafın dükkanı var, resmi daireler hangi numaralarda... Hepsini bu sarı sayfalar anlatırdı. İnsanlar evlenirken gelinlikçiyi buradan bulur, hasta olunca doktorun numarasını buradan alırdı. Hele o kalın rehberler vardı, iki cilt olanları... Kırşehir gibi yerlerde daha mütevazıydı belki ama her sayfasında tanıdık bir isim, bilindik bir soyadı mutlaka çıkardı. "Aa, bak bizim Mahmut'ların numarası da burada" dedirtirdi insana.
Şimdi düşünüyorum da, o yıllarda telefonla konuşmak daha kıymetliydi. Uzun uzun konuşulurdu, hatlar kesilmesin diye usulca söylenirdi sözler. Bir de santral memurları vardı, "Buyurun Kırşehir" diye açarlardı hattı. Onlar bilirdi kimin kimi aradığını, kimin kime ne söyleyeceğini. 90'larda ve 2000'lerin başında, cep telefonları yeni yeni çıkmıştı ama herkeste yoktu. Evlerdeki o sabit telefonlar, ailelerin birbiriyle bağını kuran en önemli araçtı.
Altın Rehber'in dijital sürümü hâlâ açık, kayıtlar erişilebilir; ancak Kırşehir'de vatandaşların çoğu bunun artık "ruhsuz bir liste" gibi olduğunu düşünüyor. Oysa eski rehberin fiziksel varlığı, evleri dolduran kağıt kokusu ve düzenli sıralanmış isimleri, insanlara bir güven duygusu verirdi.
Birçok Kırşehirli, "Şimdiki çocuklar o rehberin ne olduğunu bile bilmiyor," diyerek iç geçiriyor. Özellikle 90'lar ve 2000'lerin başında büyüyenler için, Altın Rehber bir dönemin huzurunun simgesi hâline gelmiş durumda. İnternet yokken, yanlış aramalar bile tatlı bir telaş olurdu. İnsanlar aradığını bulduğunda kendini küçük bir başarı kazanmış gibi hissederdi.
Kim bilir kaç kez çevrildi o numaralar, kaç kez meşgul çaldı, kaç kez açılmadı telefonlar? Kaç sevinçli haber, kaç hüzünlü vedalaşma geçti o ahizeden? Belki de o kilitli telefonun anahtarını nereye koyduğunu hatırlamaya çalışır insanlar bugün.
Bugün Kırşehir'de Altın Rehber'in adı geçtiğinde, konuşmalar genelde şu cümleyle bitiyor:
"Teknoloji iyi hoş ama bazı şeylerin yeri asla dolmuyor."
Altın Telefon Rehberi, Kırşehir'de artık bir başvuru kaynağından çok, geçmişin sakinliğini, düzenini ve insanları birbirine yakın hissettiren o samimi günleri hatırlatan bir anı hâline dönüşmüş durumda. O sarı sayfaların arasında sadece numaralar değil, bir şehrin kalbi atardı. Her bir numara bir hikaye, her bir isim bir hatıra taşırdı. Ve şimdi, o hatıralar Kırşehirlilerin gönlünde, eski bir fotoğraf albümü gibi sayfalarını araladıkça hüzünle karışık bir tat bırakıyor.

Yorumlar
Yorum Gönder